Muayenehaneme gelen hastaların çoğu bu tabloyu “gözümde et büyümesi var” diye anlatıyor. Tıptaki adı pterjiyum. Gözün beyaz kısmındaki ince zardan başlayıp saydam tabaka olan korneaya doğru ilerleyen, üçgen biçimli, damarlı bir doku büyümesidir ve çoğunlukla burun tarafında görülür. Bu yazıda gözde et büyümesinin neden olduğunu, kimlerde sık görüldüğünü, belirtilerini, görmeyi hangi durumda etkilediğini, ameliyatın ne zaman gerektiğini ve nasıl yapıldığını, tekrarlama meselesini ve korunmayı anlatacağım.
Gözün beyaz kısmını örten şeffaf zara konjonktiva diyoruz. Yıllar içinde biriken güneş ve tahriş etkisiyle bu zarın bir bölümü kalınlaşır, damarlanır ve kornea sınırını aşarak saydam alanın üzerine doğru büyür. İşte bu doku pterjiyumdur. Hastalarımın ilk sorusu genellikle şudur: “Bu kanser mi?” Hayır, pterjiyum iyi huylu bir doku büyümesidir. Yine de nadir görülen bazı yüzey tümörleri ilk bakışta buna benzeyebildiği için, alışılmadık görünen her lezyon muayeneyle değerlendirilmelidir.
İkisi aynı zeminde oluşur ama yeri farklıdır. Pinguekula, gözün beyaz kısmında kalan, sarımsı beyaz, hafif kabarık bir alandır; korneanın sınırını geçmez ve genellikle görmeyi etkilemez. Pterjiyum ise bu sınırı aşıp saydam tabakanın üzerine ilerler. Pinguekula bulunması pterjiyum gelişeceği anlamına gelmez, ama aynı riskleri taşıdığını gösterir; korunma önerileri ikisinde de aynıdır.
En güçlü etken ultraviyole ışıktır. Bunun yanında rüzgâr, toz, kum ve kuru hava göz yüzeyini sürekli tahriş ederek zemini hazırlar. Kaynak ışığına korumasız bakmak da aynı yolla etki eder. Kronik tahriş, göz yüzeyinde iltihabi bir süreci sürekli açık tutar; doku bu uyarıya kalınlaşarak ve damarlanarak yanıt verir.
Korneanın kenarında, yüzey hücrelerini yenileyen bir kök hücre bölgesi vardır. Yıllar içinde biriken ultraviyole maruziyeti bu bölgeyi yıpratır ve sınır bozulduğunda konjonktiva dokusu kornea üzerine ilerleyebilir. Burun tarafında daha sık görülmesinin nedeni de budur: yandan gelen ışık kornea içinde kırılarak iç köşede yoğunlaşır. Etki birikimlidir; yani bir yazın değil, yılların toplamının sonucudur.
Açık havada çalışanlarda belirgin biçimde daha sık karşıma çıkıyor: çiftçiler, balıkçılar, inşaat işçileri, kaynakçılar, denizciler. Güneşin dik geldiği bölgelerde yaşamak riski artırır. Genellikle yirmili yaşlardan sonra başlar, kırklı yaşlarda fark edilir hâle gelir. Ailesinde pterjiyum olanlarda daha sık görülür. Göz yüzeyi zaten kuru olan kişilerde tahriş daha kolay yerleştiği için, kuru göz hastalığı olanlar da bu grupta sayılır.
Evet, ama koşulu var: gözlüğün ultraviyole filtresi olması gerekir. Camın koyu olması koruma anlamına gelmez; filtresiz koyu bir cam gözbebeğini genişleterek içeri giren zararlı ışığı artırır. Yandan gelen ışığı da kapatan geniş formlar ve geniş kenarlı şapkayla koruma belirgin biçimde artar.
Erken dönemde çoğu hasta hiçbir şey hissetmez; durum genellikle bir yakını tarafından ya da başka bir nedenle yapılan muayenede fark edilir. Doku büyüdükçe şikâyetler başlar.
Rüzgârlı, tozlu ya da güneşli bir günün ardından dokunun kabarıp kızarması sık görülür; buna alevlenme diyoruz ve genellikle birkaç gün içinde yatışır. Sık alevlenen bir pterjiyum, göz yüzeyinin genel durumuyla birlikte değerlendirilmelidir; bu konuyu oküler yüzey hastalıkları başlığı altında ayrıca anlattım.
Bu sorunun cevabı dokunun ne kadar ilerlediğine bağlı. Küçük bir pterjiyum görmeyi etkilemez. Ancak büyüdükçe görmeyi iki ayrı yoldan bozabilir.
Kornea üzerine ilerleyen doku, altındaki yüzeyi kendine doğru çeker ve o bölgede korneayı düzleştirir. Kornea artık her yönde aynı eğrilikte olmadığı için astigmat ortaya çıkar. Hastanın tipik ifadesi şudur: “Numaram sık değişiyor, gözlükle de tam net göremiyorum.” Bu, çoğu zaman görmeyi etkileyen ilk mekanizmadır ve doku henüz görme eksenine ulaşmadan başlar.
Doku ilerlemeye devam edip gözbebeğinin önüne geldiğinde görmeyi doğrudan engeller. Bu noktaya gelmeden ameliyat edilmesini tercih ederim, çünkü doku uzun süre kornea üzerinde kaldığında altında kalıcı bir bulanıklık bırakabilir ve o iz ameliyatla temizlenmez. Çok büyük pterjiyumlarda göz hareketleri kısıtlanabilir ve yana bakışta çift görme ortaya çıkabilir.
Her pterjiyum ameliyat edilmez. Küçük, ilerlemeyen ve şikâyet vermeyen bir doku takip edilir; kuruluk ve tahriş için nemlendirme yeterli olabilir. Ameliyatı şu durumlarda planlıyorum: doku görme eksenine doğru ilerliyorsa, ölçülebilir bir astigmat oluşturmuşsa, damla düzenine rağmen sürekli kızarıklık ve tahriş varsa, göz hareketleri kısıtlanmışsa veya muayenelerde büyüme belgelenmişse.
Olunabilir; bu talebi anlıyorum, çünkü gözün kızarık ve etli görünmesi hastayı gerçekten rahatsız ediyor. Ancak böyle bir kararda tekrarlama olasılığını baştan konuşurum. Küçük ve durağan bir pterjiyum için acele etmeye gerek yoktur.
Ameliyat genellikle damla ve lokal anesteziyle, günübirlik yapılır; yaklaşık yarım saat sürer. Kornea üzerindeki doku dikkatle kaldırılır ve saydam yüzey temizlenir. İşin asıl belirleyici kısmı bundan sonrasıdır: geride kalan çıplak alanın nasıl kapatıldığı.
Açılan alan olduğu gibi bırakıldığında doku yeniden büyümeye çok yatkındır. Bu nedenle günümüzde alan, hastanın kendi gözünün üst kısmından alınan sağlıklı bir konjonktiva parçasıyla kapatılır. Bu parça çok ince dikişlerle ya da doku yapıştırıcısıyla tespit edilir; alındığı yer kendiliğinden iyileşir ve iz bırakmaz. Bazı durumlarda amniyotik zar kullanılır. Ayrıntılı bilgiyi pterjiyum tedavisi sayfasında bulabilirsiniz.
İlk günlerde batma, sulanma ve ışıktan rahatsızlık olağandır; genellikle bir hafta içinde belirgin biçimde azalır. Greftin altında kanama görünümü bulunması normaldir ve haftalar içinde kaybolur; gözün kızarıklığının tamamen geçmesi bir ayı aşabilir. Bu dönemde gözü ovmamak, tozlu ortamdan ve havuzdan uzak durmak, damlaları hekimin verdiği düzende kullanmak gerekir. Astigmat oluşmuşsa görme yüzey düzeldikçe toparlanır, ancak gözlük numarasının yeniden ölçülmesi için birkaç hafta beklenir.
Hastalarımın en sık sorduğu soru bu ve dürüst cevabı şu: tekrarlayabilir. Pterjiyum, çıkarıldıktan sonra yeniden büyüme eğilimi olan bir dokudur. Bu eğilim kullanılan cerrahi yönteme çok bağlıdır; çıplak alanı açık bırakan eski yöntemde tekrarlama sık görülürken, kendi dokusundan greftle kapatılan yöntemde belirgin biçimde azalır. Tekrarlama genellikle ilk altı ile on iki ay içinde ortaya çıkar; bu yüzden ameliyat sonrası kontroller boş bir formalite değildir.
Genç yaşta ameliyat olmak, dokunun kalın ve yoğun damarlı olduğu hareketli tipler, ameliyattan sonra da güneş ve toza korunmasız maruz kalmaya devam etmek ve tedavi edilmemiş kuru göz riski artırır. Bu yüzden ameliyat sonrası güneş koruması, ameliyat öncesinden daha önemlidir. Hastalarıma şunu söylüyorum: ameliyat dokuyu alır, sizi güneşten korumaz.
Korunma basit ama sürekliliği olan alışkanlıklara dayanıyor: dışarıda ultraviyole filtreli güneş gözlüğü kullanmak, geniş kenarlı şapka takmak, rüzgârlı ve tozlu ortamda koruyucu gözlük tercih etmek, kaynak yaparken uygun koruma kullanmak, göz yüzeyi kuruysa tedavi ettirmek ve gözü ovmaktan vazgeçmek.
Gözünüzün beyazında büyüyen bir doku fark ettiyseniz, bunun pterjiyum mu, pinguekula mı, yoksa başka bir yüzey lezyonu mu olduğunu ayırt etmek için muayene gerekir. Şu durumlarda beklemeyin: dokunun hızla büyümesi, gözbebeğine doğru ilerlemesi, görmenin bulanıklaşması ya da gözlük numarasının sık değişmesi, geçmeyen kızarıklık ve ağrı, dokunun renk değiştirmesi veya üzerinde koyu bir alan belirmesi. Ani görme kaybı, şiddetli ağrı ve göze kimyasal sıçraması gibi durumlar ise ayrı birer acildir ve derhal göz hekimine başvurmayı gerektirir.
Gözün beyaz kısmını örten zarın kalınlaşarak ve damarlanarak saydam tabaka olan kornea üzerine ilerlemesidir. Çoğunlukla burun tarafında, üçgen biçiminde görülür. İyi huylu bir doku büyümesidir, kanser değildir; ancak alışılmadık görünen her lezyonun muayeneyle değerlendirilmesi gerekir.
Hayır, oluşmuş bir pterjiyum kendiliğinden kaybolmaz ve damlayla eritilemez. Damlalar kuruluğu ve tahrişi azaltarak şikâyetleri hafifletir, dokuyu ortadan kaldırmaz. Küçük ve ilerlemeyen bir pterjiyum ameliyatsız takip edilebilir; dokunun alınması yalnızca cerrahiyle mümkündür.
Küçükken etkilemez. Doku kornea üzerinde ilerledikçe yüzeyi kendine doğru çeker ve astigmat oluşturur; hasta gözlükle bile tam net göremediğini söyler. Gözbebeğinin önüne geldiğinde ise görmeyi doğrudan engeller ve altında kalıcı bir bulanıklık bırakabilir.
Doku görme eksenine doğru ilerliyorsa, ölçülebilir astigmat oluşturmuşsa, damla düzenine rağmen sürekli kızarıklık ve tahriş varsa, göz hareketleri kısıtlanmışsa ya da kontrollerde büyüme belgelenmişse ameliyat planlanır. Küçük, durağan ve şikâyet vermeyen bir pterjiyum takip edilebilir.
Tekrarlayabilir. Tekrarlama eğilimi kullanılan yönteme çok bağlıdır: açılan alan olduğu gibi bırakıldığında sık, hastanın kendi konjonktivasından alınan greftle kapatıldığında belirgin biçimde daha az görülür. Tekrarlama çoğunlukla ilk altı ile on iki ayda ortaya çıkar, bu nedenle kontroller önemlidir.
İlk günlerde batma, sulanma ve ışıktan rahatsızlık olağandır ve genellikle bir hafta içinde azalır. Greft altındaki kanama görünümü normaldir; gözün kızarıklığının tamamen geçmesi bir ayı aşabilir. Bu dönemde gözü ovmamak, tozlu ortamdan ve havuzdan uzak durmak gerekir.
Ultraviyole filtreli güneş gözlüğü ve geniş kenarlı şapka kullanmak, rüzgârlı ve tozlu ortamlarda koruyucu gözlük takmak, kaynak yaparken uygun koruma kullanmak, göz kuruluğunu tedavi ettirmek ve gözü ovmamak korunmanın temelidir. Ameliyat olmuş kişilerde güneşten korunma daha da önemlidir.