Muayenehanemde en sık duyduğum sorulardan biri şu: “Göz sağlığımızı korumak için neler yapmalıyız, ne yesek gözümüz için iyi olur?” Soru samimi, ama etrafındaki bilgi kirliliği fazla. Bu yazıda beslenmenin göz sağlığında gerçekten ne yaptığını ve neyi yapmadığını ayrı ayrı anlatacağım; lutein, omega-3 ve A vitamininin yerini, takviyenin kimde anlamlı olduğunu, güneş, sigara, ekran ve uyku alışkanlıklarını yazacağım. Marka, ürün adı ya da doz vermeyeceğim; bunlara muayeneden sonra hekim karar verir.
Bu ayrımı baştan yapmak istiyorum, çünkü beklentinin yanlış yere konması hastayı hem hayal kırıklığına uğratıyor hem de işe yarayacak şeylerden uzaklaştırıyor.
Gözlük numarası beslenmeyle değişmez. Miyopi, hipermetropi ve astigmat; göz küresinin uzunluğu, korneanın eğriliği ve merceğin gücüyle ilgili yapısal özelliklerdir, hiçbir besin bu ölçüleri değiştirmez. Kırk yaşından sonra yakını bulanıklaştıran presbiyopi de merceğin esnekliğini kaybetmesiyle olur, diyetle geri döndürülemez. Oluşmuş bir katarakt beslenmeyle erimez, göz sinirinde meydana gelmiş hasar besinle onarılmaz.
Buna karşılık gerçek ve ölçülebilir etkileri var. Kan şekeri ve tansiyonun kontrol altında tutulması, gözün arkasındaki ince damarları koruyan en önemli faktörlerden biridir; diyabeti olan birinde beslenme, gözü ilgilendiren en belirleyici alışkanlıktır. Göz yüzeyinin ve gözyaşı filminin niteliği de sıvı alımından ve yağ asidi dengesinden etkilenir. Yani beslenme bir tedavi değil, zemin hazırlayan bir alışkanlıktır.
Sarı nokta dediğimiz, retinanın en keskin gören merkezî bölgesinde yoğunlaşmış iki pigment vardır: lutein ve zeaksantin. Doğal bir filtre gibi davranır, kısa dalga boylu ışığın enerjisini soğurur. Vücut bu iki maddeyi üretemez, yalnızca besinle alır; beslenmenin gözle en somut bağlantısı buradadır.
En zengin kaynaklar koyu yeşil yapraklılardır: ıspanak, pazı, kara lahana, semizotu, brokoli. Yumurta sarısı daha az içerir ama içindeki yağ sayesinde emilimi yüksektir; mısır ve turuncu biber de katkı sağlar. Her ikisi de yağda çözündüğü için yeşilliği zeytinyağıyla tüketmek emilimi artırır.
Gözyaşı yalnızca sudan ibaret değildir. En dışta, kapak kenarındaki meibom bezlerinden salgılanan ince bir yağ tabakası vardır ve buharlaşmayı yavaşlatır. Bu tabaka bozulduğunda göz kuru hissedilir, hâlbuki gözyaşı miktarı normal olabilir.
Burada dürüst olmak gerekiyor. Küçük çalışmalar bazı hastalarda belirgin rahatlama gösterirken, geniş katılımlı ve iyi tasarlanmış çalışmalarda omega-3 takviyesinin plaseboya kesin bir üstünlüğü ortaya konamadı. Yine de haftada iki kez balığı, cevizi ve keten tohumunu beslenmeye eklemeyi öneriyorum. Ancak kuru göz hastalığı tablosunun asıl tedavisi kapak kenarı bakımı, sıcak uygulama ve gerekiyorsa hekimin planladığı damla düzenidir; omega-3 bunun yerine geçmez.
Gözle en doğrudan ilişkili vitamin budur. Retinadaki ışık algılayan hücrelerin çalışması A vitamini türevi bir moleküle bağlıdır; göz yüzeyindeki hücrelerin sağlıklı kalması da bu vitamini gerektirir.
Ağır eksikliğin ilk belirtisi, loş ışıkta görmenin belirgin biçimde bozulmasıdır. Devamında göz yüzeyi kurur ve ileri tablolarda kornea zarar görür; bu, dünyada önlenebilir çocukluk çağı körlüklerinin başlıca nedenlerinden biridir. Türkiye’de dengeli beslenen bir erişkinde nadirdir, ama emilim bozukluğu olanlarda ve çok kısıtlayıcı diyet uygulayanlarda akla gelmelidir.
Evet. A vitamini yağda çözünür ve vücutta birikir; yüksek miktarda ve uzun süre alındığında karaciğere zarar verebilir, gebelikte yüksek alım bebek için risklidir. “Göze iyi geliyor, bol bol alayım” mantığı bu yüzden yanlıştır. Havuç ve kabak gibi sebzelerden gelen beta-karoten benzer bir toksisite yapmaz.
Bu sorunun dürüst cevabı çoğu insan için hayır.
Dengeli beslenen, gözünde bilinen bir hastalığı olmayan kişide takviyeye gerek yoktur. Takviye, eksik olmayan bir şeyi tamamlamaz. “Göz vitamini” etiketiyle satılan ürünlerin içerikleri birbirinden çok farklıdır ve çoğu, hiçbir eksikliği olmayan birinde ölçülebilir kazanç sağlamaz.
Takviyenin gerçekten yeri olan durumlar da var: kan testiyle gösterilmiş bir eksiklik, emilimi bozan bir hastalık, kısıtlayıcı diyet ve sarı nokta hastalığının belirli evreleri. Bu son grupta içeriği çalışmalarla belirlenmiş özel formüllerden söz ediliyor; bunlar hastalığın evresine bakılarak önerilir, herkese uygun değildir. Ayrıca sigara içenlerde bazı karotenoid içeriklerinin sakıncalı olabildiği bilinir. Kısacası takviye kararı kutunun üzerindeki yazıyla değil, sizi tanıyan hekimle verilir.
Günlük alışkanlıklar içinde göze en somut katkıyı yapan şey bence budur. Ultraviyole ışık gözde birikimli hasar yaratır; bir günün değil, yılların toplamının sonucudur. UV maruziyeti katarakt gelişimini hızlandırır, gözün beyaz kısmında et büyümesi olarak bilinen pterjiyum için zemin hazırlar, kapak derisinde cilt kanserleri açısından risk oluşturur.
Camın koyuluğu ile koruma aynı şey değildir. Aksine, UV filtresi olmayan koyu bir cam gözbebeğini genişlettiği için içeri giren zararlı ışığı artırır; korumasız koyu gözlük, gözlüksüz gezmekten daha risklidir. Bakılacak şey ürünün ultraviyole koruma etiketidir. Çocuğun göz ortamı erişkinden daha geçirgendir ve maruziyetin büyük kısmı çocuklukta birikir; çocuğa güneş gözlüğü takmak süs değil, korunmadır.
Göz için beslenmeden çok daha belirleyici bir alışkanlık. Sigara katarakt gelişimini hızlandırır, sarı nokta hastalığı riskini belirgin biçimde artırır, göz yüzeyini bozarak oküler yüzey hastalıkları tablosunu ağırlaştırır. Tiroid göz hastalığı olanlarda ise seyri ağırlaştıran ve tedaviye yanıtı düşüren en net faktördür. İyi tarafı şu: bırakıldığında risk zamanla azalır.
Ekran gözün yapısını bozmaz; gözlük numarasını doğrudan artırdığına dair kesin bir kanıt da yok. Ama gözü yorar ve göz yüzeyini kurutur.
Asıl mekanizma göz kırpmadaki değişimdir. Ekrana yoğunlaşınca dakikadaki kırpma sayısı azalır ve kırpmaların bir kısmı yarım kalır; kapak tam kapanmayınca yağ tabakası düzgün yayılamaz, buharlaşma artar. Sonuç yanma, batma ve gün sonunda dalgalanan bulanık görmedir. Önerim basit: her yirmi dakikada bir birkaç saniye uzağa bakmak ve bilinçli olarak tam göz kırpmak, ekranı göz hizasının biraz altına almak, klimayı yüze doğru tutmamak.
Uyku, göz yüzeyinin onarıldığı zamandır; yetersiz uykuda sabah şikâyetleri artar. Çocuklara göz sağlığı için yapılması gerekenler sorulduğunda genellikle şu maddeleri sayıyorum:
Son madde ödevlerde en çok atlanan ama en önemlisidir; çünkü tembel göz yalnızca erken yaşta tedavi edilebilir.
Beslenme ve alışkanlıklar koruyucudur; ama gözün sessiz ilerleyen hastalıkları vardır ve bunlar ancak muayeneyle yakalanır. Glokom ve diyabete bağlı retina değişiklikleri uzun süre hiçbir şikâyet vermeyebilir. Çocuklarda ayrıntılı tarama okula başlamadan önce yapılmalıdır. Şikâyeti olmayan erişkinlerde birkaç yılda bir kontrol yeterli olabilir; kırk yaşından sonra göz içi basıncının düzenli ölçülmesini öneriyorum. Diyabeti olan herkesin, şikâyeti olmasa bile yılda en az bir kez retina muayenesinden geçmesi gerekir.
Bir sonraki kontrolü beklemeden hekime başvurulması gereken belirtiler şunlar: bir gözde ani görme kaybı ya da görme alanına perde inmesi; ani başlayan ışık çakmaları ve uçuşan cisimlerde birden artış; ani çift görme; şiddetli göz ağrısıyla birlikte bulantı ve ışıkların etrafında halka görme; göze darbe ya da delici yaralanma. Göze kimyasal bir madde sıçradığında ise sıra beklenmez: göz derhal bol musluk suyuyla en az on beş yirmi dakika yıkanır, ardından acil olarak göz hekimine gidilir. Gözünüzle ilgili bir şikâyetiniz varsa beslenme düzenlemeleriyle vakit kaybetmeyin, muayene olun.
Sebze ve meyve ağırlıklı, koyu yeşil yapraklıları ve haftada iki kez balığı içeren dengeli bir beslenme; ultraviyole korumalı güneş gözlüğü; sigaranın bırakılması; ekran başında düzenli mola ve bilinçli göz kırpma; yeterli uyku. Bunların üzerine düzenli göz muayenesi eklenmelidir, çünkü gözün bazı hastalıkları uzun süre şikâyet vermeden ilerler.
Lutein ve zeaksantin açısından ıspanak, pazı, kara lahana, brokoli ve yumurta sarısı; A vitamini ve beta-karoten için havuç, tatlı patates, kabak, süt ürünleri ve yumurta; omega-3 için balık, ceviz ve keten tohumu öne çıkar. Bu maddelerin çoğu yağda çözündüğü için yanında bir miktar yağla tüketmek emilimi artırır.
Havuç, vücudun A vitaminine çevirdiği beta-karoten açısından zengindir ve gerçek bir eksiklik varsa çok değerlidir. Ancak eksikliği olmayan birinde ek kazanç sağlamaz ve gözlük numarasını düşürmez. Miyopi, hipermetropi ve astigmat gözün yapısal ölçüleriyle ilgilidir; hiçbir besin bu ölçüleri değiştirmez.
Dengeli beslenen ve gözünde bilinen bir hastalığı olmayan çoğu kişide gerekmez. Takviyenin tanımlı yeri; gösterilmiş bir eksiklik, emilim bozukluğu, kısıtlayıcı diyet ve sarı nokta hastalığının belirli evreleridir. Bu kararı, içeriği ve ilaç etkileşimlerini değerlendirebilecek hekimin vermesi gerekir.
Hayır. Oluşmuş bir katarakt hiçbir besin ya da takviyeyle eritilemez; tek tedavisi cerrahidir. Beslenme ve güneşten korunma, kataraktın gelişme hızını yavaşlatmaya yardımcı olabilir. Yani koruyucudur, tedavi edici değildir.
Ekranın gözün yapısını bozduğuna dair bir kanıt yoktur. Ekrana bakarken göz kırpma sayısı azaldığı için gözyaşı daha çok buharlaşır; sonuçta yanma, batma ve gün sonunda dalgalanan bulanık görme ortaya çıkar. Bu şikâyetler mola, bilinçli göz kırpma ve gerekiyorsa hekimin önerdiği bir nemlendirme düzeniyle geriler.
Çocuklarda okula başlamadan önce ayrıntılı bir tarama gerekir. Şikâyeti olmayan erişkinlerde birkaç yılda bir kontrol yeterli olabilir; kırk yaşından sonra göz tansiyonunun ve göz sinirinin düzenli değerlendirilmesi önerilir. Diyabeti olanların ve ailesinde glokom bulunanların yılda bir muayene olması gerekir.